PRATİK BİLGİLER

» Amortisman Sınırı
» Vergiden Müstesna Yemek Bedeli
» Emlak Vergisi Oranları
» Fatura Düzenleme Sınırı
» Değer Artış Kazançları İstisna Tutarları
» Kıdem Tazminatı Tavanı
» Usulsüzlük Cezalarına Ait Cetvel
» Yıllık Ücretli İzinler

MUH. STANDARTLARI

Ülke içinde kullanılan muhasebe standartlarını uluslararası standartlarla bütünleştirebilmek için 1995 yılından bu yana 43 uluslararası muhasebe standardı Türkiye’ye ...

T.C. RESMİ GAZETE

DUYURULAR

İşletmelerde Kurumsal Yönetim İle Sosyal Sorumluluk Bağlantısı (makale)

Dünya’da Kurumsal Yönetim’e ihtiyaç, anonim şirketlerin kurulmalarıyla ortaya çıkmıştır.

 

Anonim sermaye şirketlerinin ortaya çıkışı ve şirket sahiplerinden  farklı kişilerin şirketlerin profesyonel yöneticileri olmaları durumu; yönetimsel riskleri arttırmış olup asil vekil çatışmasına sebebiyet vermiştir. Asil -vekil problemi olarak da adlandırılan bu durum sonucunda; şirket sahipleri ve yöneticilerinin kendi çıkarlarının en üst düzeyde olmasını  hedeflemeleri, çıkar çatışmasına sebebiyet vermiş olup, kurumsal yönetim ilkelerine gerek duyulmasına yol açmıştır.

 

Bilgi toplumu olma yolunda ilerleyen dünyada ‘Kurumsal Yönetim İlkeleri’ giderek önem kazanmakta ve bu yönde dünya çapında yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Türkiye’de Kurumsal Yönetim kavramı 90’ların sonundan itibaren telaffuz edilmeye başlanmış olup, bununla birlikte Kurumsal Yönetim’in Dünya’daki tarihi çok daha eski olup 1800’lü yıllara kadar uzanmaktadır.

Adam Smith’in 1776 yılında yazmış olduğu Ulusların Zenginliği adlı kitabında durumu “Profesyonel yöneticilerin, şirket sahipleri kadar ihtiyatlı ve istekli olarak şirket varlıklarını yönetmeleri beklenemez. Dolayısıyla savurganlık ve ihmalkarlık her daim baskın çıkacaktır.” şeklinde ifade ederek asil vekil problemini özetlemiştir (Smith, 1776, s. 1283).

 

İki tip Kurumsal Yönetim modeli mevcuttur, İlişki temelli sistemler (Aile Şirketleri), ile Kurumsal Yönetim modeli ortak sayısının fazla olduğu ve yönetici-hissedar ayrımının net olarak yapılabildiği sistemlerdir.

 

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki  ilişki temelli (Aile Şirketleri) dediğimiz bu tip şirketlerde şeffaf olmayan finansal işlemler ve şirket kaynaklarının hatalı kullanımı daha yaygındır. Aile şirketlerinde yönetimin miras yoluyla devri de önemli bir problemdir. Etkin bir şirket kurucusu, yönetimi yetersiz veya dinamik olmayan bir aile üyesine bırakabilir.

 

Bu tip hataların giderilebilmesi ve büyümenin başarılı bir şekilde yönetilebilmesi için; sorumlulukların belirlendiği ve kararları kimin alacağının belli olduğu yönetim kurullarının oluşturulması gereklidir. Bu sayede şirket aile ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir organizasyon olmaktan çıkıp iş ilişkilerinin hakim olduğu bir organizasyon yapısı haline gelebilecektir.

 

Büyümenin başarılı bir şekilde sağlanması için de şirketin ;                      

a-     En iyi kişileri işe alabilmesi ve şirkette kalmasını sağlaması  

b-    Güven ve şeffaflığın hakim olduğu bir şirket kültürü tesis etmesi

c-    Rasyonel ve efektif bir organizasyon şemasına sahip olması gereklidir

 

İlişki temelli (Aile Şirketleri) şirket yönetim modelinden, ortak sayısının fazla olduğu ve yönetici-hissedar ayrımının net olarak yapılabildiği kurumsal Yönetim modeline geçiş için belli koşulların oluşması gereklidir.

 

Bunlar;

a-Ülke içi yerli ürün piyasasındaki rekabetin artması

b- Ülke içi tasarrufların yatırımların finansmanı için yeterli olmaması

c- İşgücünün piyasadaki etkinliği. Dolayısıyla ülke içi sosyo-ekonomik koşullar bu değişimi sağlamaktadır denebilir.

 

Yapılan araştırmalara göre son yıllarda Avrupa’daki Kurumsal Yönetim modelinin ortak sayısının fazla olduğu ve yönetici-hissedar ayrımının net olarak yapılabildiği Kurumsal Yönetim modeline doğru kaymaya başladığı gözlemlenmiştir.

 

Türkiye’de bir çok şirket, faizlerdeki sık dalgalanmalar, devlet bonoları ve tahvilleriyle yapılan işlemler, yatırımların kredilerle finanse edilip, özvarlık/yabancı para rasyosuna dikkat edilmemesi, döviz üzerine spekülasyon yapılması ve özellikle dövizde açık pozisyon ve benzeri sebeplerle doğrudan ve ciddi risk altındadır. Sanayileşmiş ve istikrarlı ülkelerde pek rastlanılmayan bu tür riskler, Türk işletmeleri yönünden, darboğaza girme ve hatta iflâs tehlikesini kolaylıkla beraberinde getirebilmektedir.

 

Pay senetleri borsada işlem gören şirketlerde yönetim kurulu; şirketin varlığını, gelişmesini ve devamını tehlikeye düşüren bu tür sebeplerin erken teşhisi, bunun için gerekli önlemler ile çarelerin uygulanması ve riskin yönetilmesi amacıyla; uzman bir komite kurmak, sistemi çalıştırmak ve geliştirmekle yükümlü olmalarına rağmen, pay senetleri borsada işlem görmeyen  ve fakat  Kurumsal Yönetim sistemini uygulayan diğer işletmelerde, İç denetim ve  iç  kontrol faaliyet sistemlerini doğal olarak oluşturmak zorunda olduklarından, yasal sorumluluk olmamasına rağmen  ‘Riskin Önceden Tespit Edilmesi Komitesi’ni kurmaktadırlar.

 

İşletmelerin mali durumlarının yansıtıldığı raporların oluşması ve bu raporların doğru analiz ve yorumlanmasında dayanak teşkil eden, kayıtların ve bu kayıtlara dayanak teşkil eden belgelerin esas alındığı muhasebe işlemlerinde; muhasebenin temel kavramlarından olan, Sosyal Sorumluluk Kavramına uygun olmayan belge ve kayıtlardan oluşan bilgileri kullanamaya yönelmeleri kurumsal yönetim kültürüyle yönetilen işletmelerde pek görülmemektedir.

 

Sosyal sorumluluk kavramı; muhasebenin organizasyonunda, muhasebe uygulamalarının yürütülmesinde ve mali tabloların düzenlenmesi ve sunulmasında; belli kişi veya grupların değil, tüm toplumun çıkarlarının gözetilmesi ve dolayısıyla bilgi üretiminde gerçeğe uygun, tarafsız ve dürüst davranılması gereğini ifade eder. Bunun önemli  bir yolu da Kurumsal Yönetim İlkelerini uygulayan işletmelerden geçmektedir.

 

Faydalı olması dileğiyle

 

Cengiz HERGÜNLÜ

SMMM-Bağımsız DENETÇİ

chergunlu@hergunlu.com

www.hergunlu.com.